• Rekabet Hukuku / Dikey Muafiyet I. Taslak Görüşü

  • Dikey Muhafiyet I.Taslak Görüşü

  • sayfa 1


    REKABET KURUMU

    Bilkent Plaza B3 Blok


    06530 Bilkent


    ANKARA


    İlgi: Rekabet Kurumu Başkanlığı’ndan alınan 19.07.2000 tarih ve B.50.REK.0.07.00/III-238 sayılı yazı.


    Konu: Dikey anlaşmalara ilişkin grup muafiyeti tebliğleri ve dikey sınırlamalar hakkında Topluluk Rekabet Politikası’ndaki değişiklikler üzerine ESC Consulting’in görüş ve değerlendirmeleri.


    İstanbul, 4 Eylül 2000


    Rekabet Kurumu


    Sayın Başkanlığı’na,



    ESC Consulting, yürürlüğe giren rekabet mevzuatı uyarınca Türkiye’de bir çok teşebbüsün Kanun’un 4. maddesi kapsamında sınırlamalar içeren dikey anlaşmalarının hazırlığını yapmış ve ayrıca ilgili grup muafiyeti tebliğinin cevaz verdiği muafiyet alanının ötesinde sınırlama getiren anlaşmalara temsil edilen teşebbüsler adına Rekabet Kurulu’ndan bireysel muafiyet verilmesini talep etmiştir.


    ESC Consulting’in, İlgi’de kayıtlı yazı konusu olan, yürürlükteki dört grup muafiyeti tebliğine dayanarak hazırladığı çok sayıda dikey anlaşma bulunmaktadır. Anılan grup muafiyeti tebliğlerinin yürürlüğe girmesinden önceki tarihlerde, eş rekabet kuralları uygulanan menşe ülkelerinde faaliyet gösteren yabancı sermayeli teşebbüsler de dahil olmak üzere, ülkemizde faaliyet gösteren hiçbir teşebbüsün dikey anlaşmalarının yürürlükteki rekabet kurallarına uyumlu olmadığı müşahede edilmiştir. Bu bakımdan Rekabet Kurumu teşkilatının oluşturulması ve geliştirilmesi sürecinde İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Bursa, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Denizli, Samsun gibi Türkiye’nin önde gelen sanayi ve ticaret merkezlerinde pek çok sayıda eğitim semineri düzenlemiş olan kuruluşumuzun, ilgili grup muafiyeti tebliğlerinin uygulanması suretiyle ülkemizde rekabet kültürünün kurumsallaşması sürecinde derin bir birikime eriştiği şüphesizdir. Bu itibarla İlgi’de kayıtlı yazınız ile talep edilen görüş ve değerlendirmelere ilişkin Prof.Dr.Arif ESİN’in bilimsel görüşüne ilaveten; kuruluşumuzun ayrı ayrı sektörlerde faaliyet gösteren teşebbüslerin farklı grup muafiyeti tebliğleri kapsamında düzenledikleri dikey sınırlamalar hakkındaki birikimini aktarmak ve böylece Rekabet Kurulu’nun dikey sınırlamalar hakkında Topluluk Rekabet Politikası’ndaki değişiklikler üzerine ülkemiz rekabet kurallarına ilişkin değişiklikleri saptarken Kurul’umuzun mevcut grup muafiyeti tebliğlerinin pratikteki uygulamasını da göz önünde bulundurması maksadıyla aşağıdaki değerlendirmeler arz olunmaktadır.


    Topluluk Rekabet Politikası’ndaki değişiklikler doğrultusunda Ülkemiz’in gelecekte gereksinim duyacağı rekabet düzenlemeleri hakkında görüş ve önerilerimizi belirtmeden önce, rekabet düzenlemeleri ile ilgili önceki dönemlerdeki uygulamalar hakkında bazı saptamalarımızın aktarılması suretiyle, İlgi’de kayıtlı yazınız ile tevdi edilen dört konu başlığının ikincisinden başlayarak, değerlendirmelerimiz sunulmaktadır.


    1. Dikey sınırlamalara ilişkin mevcut düzenlemelerin rekabetin tesisine ve korunmasına katkıları.


    Rekabet Hukuku ve uygulamalarının derinlik kazanmış olduğu ülkelerde, dikey sınırlamalara ilişkin muafiyet düzenlemelerinin rekabetin tesisine veya korunmasına yönelik olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Zira dikey sınırlandırmalara ilişkin muafiyet düzenlemeleri tabiatıyla, rekabeti tesis eden veya koruyan bir etki yaratmamakta; yalnızca kaçınılması zorunlu olan rekabetçi faaliyetlerden kaçınılmasına olanak tanımaktadır. Bu bakımdan ilgili düzenlemelerin bahse konu edilen yararlı etkilerinin bulunması teknik anlamda mümkün değildir. Fakat ülkemizde, anılan düzenlemelerin dolaylı biçimde rekabetin tesisine katkıda bulunmuş olduğu da tarafımızca açıkça müşahede edilmiş bir olgudur. Zira teşebbüsler, rekabet kurallarını, hak ve yükümlülüklerini anılan muafiyet düzenlemeleri ile öğrenmeye başlamış olup, grup muafiyeti tebliğleri rekabet kültürünün oluşmasında büyük etki yaratmıştır.


    Ülkemizde, rekabet kurallarının yürürlükte olmadığı dönemlerde, sözleşme serbestisi prensibine göre anlaşmalar düzenleyerek faaliyetlerini sürdüren teşebbüsler, Rekabet Kurumu teşkilatının oluşturulduğunun 1997/5 sayılı tebliğ ile duyurulması ve teşebbüslerin yükümlülüklerinin 1997/6 sayılı tebliğ ile hatırlatılması üzerine, rekabet kurallarının, faaliyetlerinde hangi tür değişiklikleri beraberinde getireceğini öğrenme zorunluluğu hissetmişlerdir.


    Teşebbüslerin 1994 yılında yürürlüğe girmiş olan ve fakat üç yıl boyunca fiilen uygulanmamış olan rekabet kurallarına karşı ilk yaklaşımları, sözleşme serbestisi prensibi ışığındaki hareket sahalarının, yeni rekabet kuralları ile kısıtlandığı olmuştur. Rekabetin korunması hakkındaki yasal düzenleme, çoğunlukla teşebbüsler tarafından, Rekabet Kurulu’ndan korunulması gerektiği yönünde algılanmıştır. Bu şartlar altında rekabet kültürünün oluşturulması ve kuralların etkin biçimde uygulanması elbette sekteye uğrayacak ve siyasi ve fiili olmak üzere çeşitli müşkülatlarla karşılaşacaktı. Bu nedenle ESC Consulting, rekabet mevzuatının etkin biçimde uygulanmasının ülkemizin genel ekonomik menfaati için elzem olduğu ve teşebbüslerin ancak rekabet kurallarına göre elde edecekleri başarılar doğrultusunda küresel piyasalarda tutunabilecekleri yönündeki kurumsal inancı gereği, öncelikli olarak rekabet kurallarının anlaşılması ve hatalı yargıların ortadan kaldırılması misyonu ile faaliyetlerini şekillendirmiştir.


    Yukarıda da değinildiği üzere, bir çok sanayi ve ticaret bölgesinde düzenlenen seminerlerin, TÜSİAD bünyesinde kurulan Rekabet Çalışma Grubu’nun faaliyetlerinin ve tarafımızca hazırlanan sayısız makalenin konusu dikey sınırlamalara ilişkin muafiyet rejimi olmuştur. Öte yandan, Rekabet Kurumu’na ilk intikal eden şikayet başvurularından birinin dikey kısıtlamalar ile kuru gıda piyasasında global piyasaların dev üretici firmalarının ülkemizde rekabet kurallarını aksatmaları olmasının da nedeni, bir yanda dağıtım anlaşmalarında müsamaha edilebilen kısıtlamaların sınırlarına ilişkin olarak Türk Rekabet Otoritesi’nin görüşünün oluşturulması, diğer yanda tüm Türk özel kesiminin Rekabet Kurulu ve rekabet kurallarına aşinalık kazanması idi.


    DTÖ kuralları ve AB ile akdedilen 36. Dönem Ortaklık Konseyi Kararı gereği Ülkemizde yürürlük kazanan veya yürürlük takvimi belirlenen mevzuatın Türk şirketlerine açıklanması ve uyumu tesis edecek faaliyetler konusunda eğitim ve danışmanlık hizmeti verme know-how’ı oluşturmuş olan ESC Consulting, rekabet kültürünün oluşmasına yönelik olarak, öncelikle yürürlüğe giren rekabet kurallarının açıklığa kavuşturulması, tereddütlerin ortadan kaldırılması ve böylece Türk ekonomisi için bu kuralların etkin biçimde uygulanmasının elzem olduğunun altını çizerek, yeni mevzuata ilişkin oluşmuş tepkilerin giderilmesini hedeflemiştir.


    Eğitim çalışmaları ise söz konusu muafiyet rejiminin açıklanması ile başlamıştır. Bu metod rekabet mevzuatının bilinmediği dönemlerde ESC Consulting’in tüm eğitim faaliyetlerinde uyguladığı bir yöntem olmuştur. Teşebbüsler, muafiyet rejiminin imkan tanıdığı faaliyet alanının ne olduğunu öğrenerek rekabet kültürü edinmeye başlamışlar, böylelikle fiyat belirleme, pasif ticareti engelleme gibi alışılagelen ticari uygulamaların yasaklandığını idrak etmiş ve bu başlangıç çizgisi üzerinden derinleşerek yatay piyasalarda rekabetin sınırlandırılmaması için alınması gereken önlemler, hakim durumun yüklediği sorumluluk gibi konulara eğilebilmişlerdir. Özellikle 5 Mayıs 1998 tarihine kadar teşebbüslerin dikey anlaşmalarının Kurum’a bildirilmesi tahdidi, ayrı ayrı ekonomik gruplar içerisinde bir çok personelin rekabet kurallarına eğilmesi sonucunu doğurmuştur. Altı aylık dönem içerisinde yalnızca “dikey anlaşmaların şekil şartına uydurulması” gibi pragmatik bir amaç ile başlayan faaliyetler ve grup muafiyeti tebliğleri ile başlayan bir eğitim süreci, şirketlerde rekabet kuralları üzerine yoğunlaşacak personelin oluşumuna meydan vermiştir.


    Kasım 1997’den itibaren, dikey kısıtlamalara ilişkin muafiyet rejiminin öğrenildiği yaklaşık üç yıllık bu süreç, ülkemizde rekabet kültürünün oluşmasına doğrudan katkısı ile rekabetin tesisini dolaylı olarak etkileyen, ileriki yıllarda ise şirketler açısından rekabetin korunmasına içsel dinamiklerle olanak sağlayacak bir formasyon süreci olmuştur.


    Bu süreçte ESC Consulting olarak, 500 bin teşebbüsten daha yüksek sayıda teşebbüsün rekabet kurallarına göre hazırlanmış yeni anlaşmalar akdetmek suretiyle rekabet mevzuatından fiilen etkilenmeleri ve mevzuatın günlük yaşamlarına girmesi temin edilmiştir. Global ekonominin en büyük firmaları, dağıtım anlaşmalarından mütevellid Rekabet Kurulu’na şikayet edilmiş ve kamuoyunun ilgisi ve desteği sağlanarak, her kesimin kendi hak ve yükümlülüklerine yoğunlaşması temin edilmiştir.


    Ülkemizde böylesine teknik derinliği olan bir Kanun’un yüzbinlerce teşebbüs tarafından üç yıl gibi kısa bir süre zarfında anlaşılması elbette Kanun’un 5. maddesi ile oluşturulan muafiyet rejimi sayesinde mümkün olmuştur.


    Aynı dönemde konuya ilişkin olarak Rekabet Kurulu uygulamalarına bakılacak olursa, Rekabet Kurumu’nun büyük ölçüde atıl kalarak beklenen üretkenliği gösteremediği, 30 Haziran 2000 itibariyle yapılmış 306 menfi tespit-bireysel muafiyet talepli müracaatın yalnızca 85’inin sonuçlandırılabilmiş olmasından da anlaşılmaktadır. Ayrıca sonuçlandırılmış olduğu belirtilen dosyaların da çoğunluğunun kapsam dışı olduğu kararı ile sonuçlandırıldığı; yani diğer değişle, bira (60 bin), beyaz eşya (8 bin), petrol ürünleri (5 bin) yiyecek-içecek (80 bin), otomotiv (bin) gibi yüzbinlerce teşebbüsün taraf olduğu[1] sektörlerde yürürlükte bulunan anlaşmaların, Rekabet Kurumu’na bildirilmiş oldukları halde, Rekabet Kurumu tarafından sonuçlandırılmamış olduğu görülmektedir.