• Koruma Önlemleri Hukuku / Yayınlarımız

  • TÜRKİYE’NİN DAMPİNGLİ VEYA SÜBVANSİYONLU İTHALATA KARŞI ÖNLEMLERİ

    • Sayfa : 1/2
      12>

    TÜRKİYE’NİN DAMPİNGLİ VEYA SÜBVANSİYONLU İTHALATA KARŞI ÖNLEMLERİ


    1. İTHALATTA HAKSIZ REKABET NEDİR


    1.1. Tanım


    İthalatta haksız rekabet (damping), bir ürünün normal değerinin altında bir fiyatla, diğer bir ifadeyle, ihracatçı ülkede tüketime konu aynı veya benzer bir ürünün karşılaştırılabilir fiyatından daha düşÃ¼k bir fiyatla ihraç edilmesi şeklinde tanımlanmaktadır.


    Damping temelde ulusal piyasa ile uluslararası piyasa arasında ortaya çıkan fiyat farklılaşmasıdır. Dolayısıyla yerli üreticinin fiyatına kıyasla düşÃ¼k olan her ihraç fiyatı damping tanımının kapsamına girmemektedir.


    Bu bağlamda, dampingin üç temel başlık altında değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır. Bunlar;


    - Arada bir yapılan (sporadic) damping,


    - Yıkıcı (predatory) damping


    - Sürekli (persistent) dampingdir.


    Ekonomide baş gösteren talep düşÃ¼klüğü, zevk ve tercihlerin değişmesi ve benzeri geçici nedenlere bağlı olarak, iç satışların yavaşlaması sonucu stokların aşırı bir şekilde artması halinde üreticiler, bu stok fazlalarını sadece değişken giderleri karşılayacak bir fiyattan dış piyasalarda satmak isteyebilirler. Bunun sonucunda, arada bir yapılan (sporadic) damping ortaya çıkmaktadır.


    Bazı durumlarda, büyük ve güçlü firma konumunda olanlar dış piyasadaki rakiplerini ortadan kaldırmak için fiyatlarını onların dayanamayacağı kadar düşÃ¼k düzeylere indirmekte, bunun sonucunda, rakipler endüstriden çıktıktan sonra da düşÃ¼k fiyatlı satış dönemindeki kayıpların telafisine yönelik olarak monopol davranışı ile fiyatlarını aşırı şekilde yükseltmektedirler. Bu davranış yıkıcı (predatory) damping olarak tanımlanmaktadır.


    Bunların dışında, firmalar mallarını dış piyasalarda sürekli olarak iç piyasadan daha düşÃ¼k fiyatlarla satabilmektedirler. Sürekli (persistent) damping, monopol davranışın kar maksimizasyonu amacı doğrultusunda yapılmaktadır. Bu tür damping yapan firmalar, ölçek ekonomilerinden yararlanmak için üretim hacmini genişletmek düşÃ¼ncesine sahiptirler. Bu amaçla, sabit giderleri iç satışlarla karşılayarak, dışarıda marjinal maliyete eşit veya bunun üzerinde bir fiyat elde ettikleri sürece satışlarını sürdürmektedirler. Bu kapsamda ithalatçı ülke, sürekli dampingde iç üretimin devamı konusunda bir belirsizlik hissetmedikçe yabancı malları ucuza sağlayarak ekonomik refah düzeyini arttırabilme imkanına sahip bulunmaktadır.


    Dampinge ve sübvansiyona konu ithalat, piyasa ekonomisi uygulayan ve dış ticaretini büyük ölçüde serbestleştiren ülkelerin yerli sanayileri üzerinde olumsuz etkiler yaratarak zarara neden olmaktadır. Bu nedenle, söz konusu ülkeler dampinge veya sübvansiyona konu ürün ithalatının yerli sanayileri üzerinde oluşturduğu haksız rekabet ile mücadele etmek üzere hukuki düzenlemelere başvurmakta ve bu şekilde özel bir önlem prosedürü işletmektedirler.


    Öte yandan; dampinge karşı veya telafi edici vergiler hakkında bazı ekonomistlerce, serbest ticareti engelleyeceği yolunda görüşler öne sürülmesine rağmen, bu vergilerin normal ticari koşullar altında yapılan ticareti engellemeyeceği, serbest ticaret ilkeleriyle çatışmayacağı ve ticaretin ekonomik olarak arzulanan şekilde yapılmasını sağlayacağı gerekçeleriyle destek gördüğü gözlemlenmektedir.


    1.2. Gelişim


    Bugünkü anlamda dampingli ithalata karşı önlem almak amacıyla ilk kanun 1904 yılında Kanada da yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda, ithal ürün üzerinde ortaya çıkan fiyat farklılaştırılması kadar vergi alınacağı ifade edilmiştir.


    Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 1916 yılında yürürlüğe giren kanun (United States Anti-Dumping Act of 1916), daha sonraları hazırlanan ve dampinge karşı önlem alınmasına uluslararası bir düzeyde yasal zemin yaratan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) dampinge ilişkin VI ncı maddesine kaynak oluşturmuştur.


    Dampinge karşı önlem alınması için ilk mevzuatları hazırlayan bu ülkeleri Yeni Zelanda, Avustralya ve Güney Afrika izlemiştir.


    1.2.1. Uluslararası Kuruluşlar ve Kurallar Açısından Damping


    Haksız rekabete sebep olan dampingli ithalat ve dampingli ithalata karşı önlemler, uluslararası boyutta ilk kez 1947 yılında imzalanan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması'nın VI ncı maddesinde ele alınmıştır. GATT'ın ilk dönemlerinde anti-damping fazlaca önem taşımayan bir mesele olarak görülmüştür. Bu Anlaşma 1948'de yürürlüğe girmiş olduğu halde, damping konusundaki anlamlı uygulamalara üye ülkeler tarafından 1958 yılından itibaren başlanmış olup, ayrı ve üzerinde detaylı kuralların belirlenmesi gereken uluslararası bir konu olarak da ilk kez 1964-1967 yılları arasındaki Kennedy Round'da gündeme gelmiştir.


    Kennedy Round görüşmeleri sonrası 30.6.1967 tarihinde imzalanan Anti-Damping Kodu ile GATT'ın VI ncı Maddesini uygulama esasları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.


    GATT Anti-Damping Kodu'nun getirdiği en önemli sonuç, dampingli ithalatın ve bundan kaynaklanan zararın tespiti ve önlem alınmasında, taraf ülkelerin diledikleri gibi hareket edemeyecekleri konusunda anlaşmış olmalarıdır.


    Kennedy Round'u takiben 1973-1979 yılları arasında yapılan Tokyo Round GATT Anti-Damping Kodu'nun kapsamının genişletilmesi ve yeni bir Sübvansiyon Kodu’nun kaleme alınması ile sonuçlanmıştır.


    Bununla birlikte, dünyada hızla boyutları genişleyen ticaretin sonucu olarak, damping ve sübvansiyon uygulamalarının hızla arttığı ve bu gerekçeyle alınan karşı tedbirlerin uluslararası ticareti olumsuz yönde etkilediği görülmüştür.


    Bu çerçevede, artan sorunlara daha etkin çözümler bulmak amacıyla, GATT'ın öncülüğünde yapılan sekizinci Müzakere Turu olan GATT Uruguay Round Ticaret Müzakereleri 1986'da Uruguay'da başlamış ve Nisan 1994'te Fas'ta tamamlanmış, sonuçlarını ortaya koyan Nihai Senet de 1 Ocak 1995'te yürürlüğe girmiştir. GATT Uruguay Round Ticaret Müzakereleri sonucunda; ülkemizce de imzalanan Nihai Senet kapsamındaki Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kuruluş Anlaşması Ek I’de yer alan "GATT 1994'ün VI ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma" (Anti-Damping Anlaşması) ile "Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması" (Sübvansiyonlar Anlaşması) formüle edilmiştir. Anti-Damping Anlaşması ve Sübvansiyonlar Anlaşması önceki Kodların ana prensibini taşımaları yanında, yapılacak uygulamalarda taraflar arası şeffaflığa yer vermekte ve teknik çalışmalara daha belirgin bir çerçeve çizmektedirler.


    Söz konusu Anlaşmalar, damping ve sübvansiyonun tespiti, dampinge veya sübvansiyona konu ithalatın üretim dalı üzerinde neden olduğu zarar ve bu zararın telafisi amacıyla yapılacak işlemler ile alınacak önlemler hakkında üye ülkelerin uyması gereken kuralları hükme bağlamaktadır.


    1.2.2. Türkiye Uygulaması


    Ülkemizde de 1980 yılından sonra, ithalatta liberasyon politikasının benimsenmesi sonucu ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda, bu konuda ilk defa 1.10.1989 tarihinde 3577 sayılı Kanun, 89/14506 sayılı Karar ve Yönetmelik’ten oluşan ve konuya ilişkin idari ve teknik prosedürü düzenleyen İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Mevzuat yürürlüğe konulmuştur.


    Anılan mevzuat, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) Tokyo Round müzakereleri sonucunda formüle edilen ve ülkemizin gözlemci statüsünü taşıdığı “GATT’ın VI ncı Maddesinin Yürütülmesine Dair Anlaşma” (Anti-Damping Kodu) ile taraf statüsünü taşıdığı “GATT VI, XVI ve XXIII’üncü Maddelerinin Tefsiri ve Uygulanması ile İlgili Anlaşma” (Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Vergiler Kodu ) esasında düzenlenmiştir.


    Bilindiği üzere, yürürlükte bulunan 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun’un, GATT Uruguay Round Ticaret Müzakereleri sonucunda imzalanan ve ülkemizce 31.12.1994 tarihinden geçerli olmak üzere onaylanan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kuruluş Anlaşması’nın ekindeki “GATT 1994’ün VI ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma” (Anti-Damping Anlaşması) ile “Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması”na (Sübvansiyonlar Anlaşması) işlerlik kazandıracak şekilde uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.


    Diğer taraftan, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Mevzuatın Türkiye-AB Gümrük Birliği’ni düzenleyen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararının 12 nci maddesine göre ilgili AB mevzuatına da uyumlu hale getirilmesi ihtiyacı doğmuştur.


    Bu çerçevede, belirtilen Anlaşmalardan kaynaklanan uluslararası yükümlülüklerimizin yerine getirilmesi için yeni uyumlu bir mevzuatın yürürlüğe konulması gerekmiş olup, bu amaçla hazırlanan Değişiklik Kanun Tasarısı, “4412 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” olarak TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 25.10.1999 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 25.7.1999 tarihli ve 23766 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.


    Bu doğrultuda, 4412 sayılı Değişiklik Kanunu ve 3577 sayılı Kanuna istinaden hazırlanan, yeni İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ile İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmenlik’in 25 10.1999 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 30.10.1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte mevzuat uyumu tamamlanmıştır.


      Sayfa : 1/2
      12>