• Rekabet Hukuku / Rekabet Bülteni

  • Sayı : 5 / Yıl : 2001

  • Rekabet Bülteni

  • 4054 Sayılı Kanun'un 9.Maddesi 3.Fıkrası Gereğince “İhlale Son Vermek İçin Görüş Bildirme” Üzerine DüşÃ¼nceler
    Kubilay ATASAYAR
    Rekabet Kurulu Üyesi

     

    I. Giriş

    Rekabet Kurulu'nun, önemli yetkilerinden biri de, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un, “Kurulun Yetkileri”ni düzenleyen İkinci Bölümündeki 9. maddedir. “İhlale Son Verme” başlıklı madde, Rekabet Hukukunun temelini teşkil eden, önce ihlali önlemek düşÃ¼ncesinin bir sonucu olarak yer almıştır.



    Gerçekten, 4054 sayılı Kanun'un 1.maddesi gereğince rekabetin korunması amacı, 2. maddesinde düzenlenen “Rekabetin Korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemlerin” yerine getirilmesi ile sağlanabilecektir. Bu işlemlerin içinde önleyici kararlar büyük önem taşımaktadır. Esasen bu çeşit önleyici tedbirler almak, Kanun'un 20. maddesinde Kurum'un kuruluşunu düzenleyen hükümde de açıkça görülmektedir. .

    İhlale son verme, bu Kanun'daki diğer yetkililerin içinde özel bir önem taşımaktadır. Çünkü, rekabet ihlallerinde, öncelikli konu, ihlali sona erdirmek ve böylece mal ve hizmet piyasalarının serbest ve sağlıklı bir rekabet ortamı içinde işlemesini sağlamaktır. İhlali sona erdirmek, ihlali cezalandırmaktan daha önemli ve öncelikli bir düzenleme olarak görülmektedir. .



    9. madde, ihlale hangi şekil ve şartlarla son verilebileceğini göstermiştir.

     

    Kubilay ATASAYAR
    Rekabet Kurulu Üyesi

    I. Giriş




    Rekabet Kurulu’nun, önemli yetkilerinden biri de, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un, “Kurulun Yetkileri”ni düzenleyen İkinci Bölümündeki 9. maddedir. “İhlale Son Verme” başlıklı madde, Rekabet Hukukunun temelini teşkil eden, önce ihlali önlemek düşÃ¼ncesinin bir sonucu olarak yer almıştır. 





    Gerçekten, 4054 sayılı Kanun’un 1.maddesi gereğince rekabetin korunması amacı, 2. maddesinde düzenlenen “Rekabetin Korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemlerin” yerine getirilmesi ile sağlanabilecektir. Bu işlemlerin içinde önleyici kararlar büyük önem taşımaktadır. Esasen bu çeşit önleyici tedbirler almak, Kanun’un 20. maddesinde Kurum’un kuruluşunu düzenleyen hükümde de açıkça görülmektedir. 





    İhlale son verme, bu Kanun’daki diğer yetkililerin içinde özel bir önem taşımaktadır. Çünkü, rekabet ihlallerinde, öncelikli konu, ihlali sona erdirmek ve böylece mal ve hizmet piyasalarının serbest ve sağlıklı bir rekabet ortamı içinde işlemesini sağlamaktır. İhlali sona erdirmek, ihlali cezalandırmaktan daha önemli ve öncelikli bir düzenleme olarak görülmektedir. 





    9. madde, ihlale hangi şekil ve şartlarla son verilebileceğini göstermiştir. 





    Maddenin düzenlenişi, bize göre üç ayrı şekilde ihlale son verilebileceğini ortaya çıkartmaktadır. İhale son verme kararlarının Kurul tarafından alınacağı açıktır. 





    Kısaca belirtmek gerekirse; 





    - Maddenin 1. fıkrası, nihai karar ile birlikte ihlali sona erdirmeyi öngörmektedir. Fıkra açıkça, Kanun’un dördüncü kısmına yollama yaparak, önaraştırma, soruşturma, delillerin toplanması ve sözlü savunma aşamalarından geçtikten sonra, rekabetin tesisi için neler yapılacağını belirtmiştir. Bu nihai bir karardır. 





    - Maddenin son fıkrası ise “Geçici Tedbir” adı ile genel anlamdaki ihtiyati tedbiri öngörmüştür. “Nihai Karara Kadar ...” demek suretiyle, soruşturma açılması halinde ve soruşturma safhasında, karşılanamayacak zararların ortaya çıkma ihtimali varsa, geçici tedbire başvurulabileceğini düzenlemiştir. Bu düzenleme, hukukumuzdaki “ihtiyati

    tedbid”dir. 


    - Maddenin üçüncü fıkrası ise, ihlale son vermek için tedbir değil “görüşâ€ bildirmeyi düzenlemiştir. 





    Bu fıkradaki görüş bildirmenin, Kurul için zorunlu olup olmadığı, görüş bildirme kararının ne zaman ve hangi şartlarda alınacağı ve bu görüşe uymama halinde yaptırımın ne olduğunu, incelemeye çalışacağız. 





    II. İhlale Son Vermek için Görüş Bildirmek 





    9. maddenin birinci fıkrasındaki hüküm ile son fıkrasındaki hükmün yorumunda, bugüne kadar, çok farklı sayılacak görüşler ortaya çıkmamıştır, Diğer bir deyişle, ilk fıkra nihai kararla, son fıkra soruşturmanın herhangi aşamasında ihtiyatı tedbir yoluyla ihlale son verilebileceğini açık sayılacak şekilde düzenlenmiştir. 





    Ancak, “Görüş Bildirme” yoluyla ihlale son verileceği hususunda, farklı görüşler bulunmakta, farklı yorumlar getirilmektedir. Bu nedenle de, bildiğimiz kadarıyla, Kurul tarafından da bu fıkra gereğince verilen ihlale son verme kararları son derece sınırlı kalmıştır.[1] 





    Üçüncü fıkranın değerlendirilmesinde ve bir sonuca ulaşmada yardımcı olacağı için, “görüş bildirme”yle ilgili birkaç konuya değinmekte yarar vardır. 








    1. Kurul görüş bildirmek zorunda mıdır 





    9. maddenin üçüncü fıkrası, Kurulun “görüşleri yazılı olarak bildirir” hükmüne yer vermektedir. 





    “Bildirir” sözcüğü, Kurula takdir yetkisi vermeden ve ihlalin varlığı ile ilgili bir delile rastlarsa, görüş bildirmeyi zorunlu kılmaya yetecek midir 





    Bu husustaki ağırlıklı görüş olan, hükmün zorunlu olmadığı, Kurul’un her olayda yazılı görüş bildirmek durumunda bulunmadığı yolundaki görüşe biz de katılmaktayız.[2] 





    Gerçekten, hükmün “bildirir” sözcüğü ile bitmesi, bunu emredici kılmaya yetmez. Yasanın “İkinci Bölümün”de yer alan ve “Kurul’un Yetkileri”nin düzenlendiği bölümdeki bu hükmün, Kurul’un zorunluluklarını düzenlemektedir. Yetkilerin düzenlediği bu maddenin böyle bir görüşe ihtiyaç duyulduğu zaman yapılması gereken bildirim anlamında yorumlanması daha doğru bir sonuç görünmektedir.[3][4][5] 





    2. Görüş Bildirmenin Zamanı ve Şartları Nelerdir 





    9. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen “görüş bildirme” hükmünü yorumlarken, birinci ve son fıkralardaki ihlale son verme şartlarının birlikte değerlendirilmesinde yarar hatta zorunluluk vardır. 





    a. Üçüncü fıkranın. kanuna göre üç temel şartı bulunmaktadır. 





    - Birinci fıkraya göre bir karar almadan önce bildirilecek, 


    - İlgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine ihlale ne şikeldi son verecekleri gösterilecek, 


    - Bu bildirim, tedbir kararı değil, “yazılı görüşâ€ niteliğinde olacaktır. 





    Bu üç temel şartın içinde, önemli görünen birinci şarttır. Diğer bir deyişle, “birinci fıkraya göre karar almadan önce” hükmü nasıl yorumlanacaktır Diğer iki şart, tartışma yaratmayacak kadar açıktır. 





    b. “Birinci fıkraya göre karar almadan önce” deyimi, birinci fıkraya göre nasıl karar alınacağına bakmayı gerektirir. 





    Birinci fıkraya göre karar alabilmek için şu şartlar mutlaka bulunmalıdır. 





    - Kurul, bu kanunun 4, 6 ve 7. maddelerinin ihlal edildiğini tespit edecek, 


    - Bu tespitini Dördüncü kısımdaki hükümlere göre yapacak, (Önaraştırma – Soruşturma – Delil Toplama – Tebligatlar – Sözlü Savunma – Karar Toplantısı aşamalarından geçilerek) 


    - İhlalden önceki durumun korunması için neler yapılması gerektiğini gösterecek. 





    Birinci fıkraya göre bu işlemler yapıldıktan sonra verilecek karar “nihai karar”dır. 





    Bize göre, bu kararı almadan önce görüş bildirilmesi demek, soruşturma kararı verilmeden önceki dönemi ifade etmektedir. Hatta, “ilk inceleme” döneminde bile yapılabilecek bir işlemdir. Yeter ki ihlalin varlığını gösterecek önemde ve değerde delil var olsun. (İlk inceleme, kanunda öngörülen bir kavram olmamakla beraber, “Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”in 55. maddede öngörülmüştür. İşlemin doğal bir gelişme aşaması olan bu ilk incelemede, Raportörlerin konuyu inceleyerek Yasa kapsamında bir başvuru olup olmadığına dair rapor hazırlayacaklardır) 





    c. Görüş bildirmek için, ihlalin varlığını “tespit etmek” gerekli midir Bu fıkranın yorum açısından önem taşıyan yönü, bu noktada toplanmaktadır. 





    İhlalin varlığını kesin olarak tespit etme şartı, görüş bildirme için aranırsa, bu nihai karara kadar gidecek işlemlerin başlatılmasını gerekli kılacaktır. Esasen birinci fıkra gereğince nihai karar, “tespit” şartına bağlıdır. Üçüncü fıkranın, böyle bir karar almadan önce görüş bildireceği yolundaki düzenlemesi, tespit şartına bağlı olmadan ve ondan önce uyarıda bulunmayı amaçlamaktadır. 





    Diğer taraftan ihlalin varlığı şartının aranması halinde ğgörüş bildirme yolu, hiçbir şekilde uygulanmayacaktır. Çünkü, ihlalin kesin şekilde varlığı, ancak soruşturma sonucunda anlaşılabileceği için, soruşturma sonuçlanmadan “ihlal vardır” demek mümkün olmayacaktır. İhlal soruşturma sonucu tespit edildiği zaman da, yazılı görüş değil, nihai kararın verilmesi gerekecektir. O zaman, “yazılı görüşâ€Ã¼n hangi hallerde uygulanabileceği cevapsız kalmaktadır. 





    9. maddenin birinci fıkrası ile son fıkrası arasındaki bağlantı da, bu konuda yoruma yardımcı olacak niteliktedir. 





    Birinci fıkra gereğince, ihlalin varlığı, soruşturma aşamaları tamamlandıktan sonra anlaşılacağından ve ihlale son verme yolları, ancak nihai kararda belirlenebileceğinden, kanun koyucu, soruşturmaların da uzun sürebileceği göz önünde bulundurularak, telafi olunmayacak zararları önlemek için son fıkra (ihtiyati tedbir) hükmünü getirmiştir. Buna göre, ihlalin sona erdirilmesi için nihai kararı beklemek belki bir yıl, belki daha fazla sürebilecektir. Oysa, rekabetçi bir ortam sağlanması ve sürdürülmesi öncelikle ihlalin sona erdirilmesini gerekli kılmaktadır. İşte, son fıkra hükmünün bu nedenle (geçici tedbir kararı ile ihlalin sona erdirilmesi) getirildiği sonucuna varmak, kanunun amacına daha uygun görünmektedir. Diğer bir deyişle, nihai kararın soruşturma sonucunda alınması, ihlalin devamına sebep olacağından, son fıkradaki düzenleme ile “geçici tedbir” getirilmesi, rekabetçi düzenin korunması için, kanun koyucu tarafından zorunlu görülmüştür. Unutmamak gerekir ki, 9. maddenin son fıkrasının uygulanması için, ihlal eylemin “ciddi ve telafi olunmayacak zararlara” sebep olması şartı da mevcuttur. Eklemek gerekir ki, ihtiyati tedbir yoluyla ihlali son verme gibi bir hüküm kaynak hukuk olan 17 sayılı Konsey Tüzüğü’nde yoktur. 





    Bu iki fıkrada (birinci ve son fıkra) daki düzenlemeler, kuşbakışı bakıldığında, başlamış bir soruşturmanın sonunda tespit yapılarak, ihlale son verilmesi; soruşturma süreci içinde de telafisi imkansız zararlar söz konusu ise, ihlalin tespiti beklenmeden ve vakit geçirilmeden geçici tedbir kararı verilebileceğini düzenlemektedir. Diğer bir deyişle, bu iki fıkra, soruşturmanın başlamasından nihai karara kadar geçecek süre içinde, ihlale son verme yolunu düzenlemiş bulunmaktadır. 





    Üçüncü fıkra ise, bu iki fıkranın düzenlediği aşamaların dışında ve “ondan önceki” aşamayı kapsamakta ve sistemdeki boşluğu bir anlamda doldurmaktadır. 





    d. Kanunun amacı açısından bakıldığında da, ihlalin tespitinden ve cezalandırmadan önce, ihlalin sona erdirilmesi ve rekabetçi ortama dönülmesi önem taşımaktadır. 





    İhlalin sona erdirilmesi, rekabetin korunmasını sağlayacak ilk adımdır. İhlalin cezalandırılmasından önce, rekabetin korunması gerekir. Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesi de bunu açıkça belirtmiştir. 





    Bir şikayet veya ihbarın Kuruma geldiği andan itibaren, nihai karara kadar geçecek süreyi, 9. maddenin uygulanması açısından iki döneme ayırmak gerekir. 





    - Birincisi, ihbar veya şikayetin Kurumu intikal ettiği tarih ile soruşturma açılması kararı verildiği tarihe kadar geçer süre, 


    - İkincisi, soruşturma kararı ile başlayıp, nihai karara kadar geçecek süre. 





    Bu iki dönemden ikincisi için, 9. madde de, birinci ve son fıkra hükümleri getirilmiş, ihlale nasıl son verileceği tartışmasız düzenlenmiştir. Bu dönem içindi, “görüş bildirme”nin yeri ve mantığı yoktur. 





    Birinci dönem içinde de, ihale son verme yolu olarak “görüş bildirme” adıyla 9. maddenin üçüncü fıkrası getirilmiştir. Böylece, soruşturma açılmadan önceki dönemde, rekabeti bozacak eylem ve kararların önlenmesini sağlamak istenmiştir. 





    e. “Görüş bildirme” deyimini de, kanun koyucu’nun bilinçli kullandığı sonucuna varmaktayız. Çünkü, yukarıda da belirttiğimiz gibi birinci dönem “İlk inceleme ve önaraştırma” dönemidir. 





    Diğer bir deyişle, süresi belli olmayan bu ilk inceleme döneminde, ön deliller toplanacak ve ihlal iddiasının kanun kapsamında olup olmadığı, kapsamda olduğu belirlendiği takdirde de, önaraştırma talebiyle Kurul’a gelinecektir. İşte bu süre içinde ele geçen deliller değerlendirildiğinde ve ciddi sayılacak ihlallerin varlığı kolayca anlaşıldığı takdirde “yol gösterici” bir tutum benimsenecekse, “görüş bildirme” yoluyla, ihlalin sona erdirilmesi sağlanabilecektir. 





    Hükmün “görüş bildirme” niteliğinde olması, uyma zorunluluğu getirmemektedir. Bu da, ihlalin “tespiti” şartının bulunmadığını gösteren özelliklerden birisidir. Tespit edilen bir ihlal olsa, görüş değil, tedbir kararı bildirilecek ve uyulması zorunlu olacaktır. Hiç şÃ¼phe yok ki, bildirilen “görüşâ€e uymayan taraf, buna hemen zorlanamayacak, ya soruşturma süreci içinde ihtiyati tedbir kararıyla veya nihai kararda ihlali önlenebilecektir. 





    f. Burada, kanunun “lafzı” ile önerdiğimiz çözüm arasındaki farkın da üzerinde durulmasında yarar vardır. 





    Gerçekten, 3. fıkradaki “birinci fıkraya göre bir karar alınmadan önce” ibaresindeki sonuç çıkartılabilir. Birincisi, bir soruşturma açılması kararının varlığı, ikincisi nihai karara kadar böyle bir “görüşâ€Ã¼n bildirilebileceğidir. 





    GörüşÃ¼müze göre, “birinci fıkraya göre bir karar almadan önce” deyimi, “nihai kararı vermeden önceki her dönem” olarak anlaşılmalıdır. Bu geniş yorum, rekabetçi ortamın sağlanması amaç ve görevine daha uygun düşmektedir. Çünkü görüş, uyulması zorunlu bir karar değil,yol gösterici ve sistemi doğru işletmeye dönük bir karar türüdür. Diğer taraftan, soruşturma açıldıktan sonra, görüş bildirmek yerine, sistemimizde, 4. fıkrada düzenlenen c”tedbir kararı vermek” daha etkili ve uyulması zorunlu bir karar türüdür. Bunun işletilmesine imkan varken, görüş bildirmek, ihlal iddiasının ciddiyetine gölge düşÃ¼rebilecektir. 





    g- Üçüncü fıkra hükmünü, kaynak hukuk olan “17 Sayılı Konsey Tüzüğü” nün 3. maddesi açısından incelediğimiz takdirde de, “tavsiye” niteliğini hemen görmek mümkündür. 





    Tüzüğün 3. fıkrası Komisyon’un nihai karadan önce ihlale son verebilmesi konusunda, “tavsiyelerde bulunabilir” hükmünü getirmiştir. Bu hüküm, mevzuatımıza aktarılırken görüş bildirmeye dönüşmüş, böylece nihai karardaki ihlale son verme ile, geçici tedbir olarak ihlale son verme kavramlarından farklı bir kavram yaratılmıştır. 





    Bu düzenlemenin de, bilerek yapıldığı sonucuna varmak, sisteme daha uygun bir yorum tarzı olarak görülmektedir. 





    h- Görüş bildirmek için aranacak şartların neler olacağı düşÃ¼nüldüğü taktirde, bazı genel ölçüler bulmak mümkündür. 





    Soruşturma kararı verilmeden önce, elde edilen bazı deliller bulunmaktadır. Genellekle, şikayetçi veya ihbarcı, başvurusuna delil ve belgeleri de eklemektedir. Esasen ilk inceleme ve önaraştırma, soruşturma açmak için yeterli delil olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılır. Mevcut deliller, “görüş bildirmek” yoluyla ihlalin önlenebileceği hakkında bir kanaat veriyorsa, ve ihlal cezalandırmayı gerektirecek kadar ağır değilse, görüş bildirme yoluna gidilmelidir. Aynı şekilde, ilk inceleme veya önaraştırma döneminde, elde edilen deliller çok güçlü ve ihlalin kesine yakın varlığını kanıtlayacak nitelikte olabilir. Ancak, ciddi ve telafi olunmayacak zarar da söz konusu olmayabilir. Bu halde ihlalin varlığını tespit için zaman kaybetmeye gerek yoktur. Soruşturma kararı verilinceye kadar geçecek sürede (bazen bu süre uzun da olabilmektedir) ihlalin sürdürülmesine izin verilmesi düşÃ¼nülemez. Bu halde de, görüş bildirme yolu ile, ihlalin bir an önce sona erdirilmesi talep edilebilecektir. 





    İlk inceleme ve önaraştırma süresi içinde, “görüş bildirilen” bir olay için, soruşturma açılması ve nihai karara kadar gidilmesi mümkündür. Bu halde, bildirilen görüşe uyulup uyulmaması, verilecek cezanın taktirine etki yapacak bir unsur olacaktır. 





    Öte yandan, görüş bildirilmesinden sonra, ihlal sona ermişse ve yapılan ihlal ciddi bir rekabet ihlali değilse, soruşturma açılmasına gerek olmadığı sonucuna da varılabilecektir. Bize göre, bu tür uygulamalar, sistemin korunmasında daha etkili ve daha yararlı olabilecektir.[6] 





    Eklemek gerekir ki, görüş bildirmede Kanunda belirtilen bir süre sözkonusu değilse de, Kurulun ihlale son verme içir bir süre takdir etmesine engel herhangi bir hüküm yoktur. Hatta, sistemin hızlı işlemesinin ve ihlale bir an önce son verilmesinin sağlanması için Kurulun duruma göre bir süreyi da mutlaka belirtmesi gerektiğine inanıyoruz. 





    Hiç şÃ¼phe yok ki, görüş bildirme, ancak kurul kararı ile mümkündür. İdarenin böyle bir yetkisi olmadığı, kanunda açıkça anlaşılmaktadır. 





    3 Görüş Bildirmeye Uyulmaması Halinde Yaptırım









    9. maddenin üçüncü fıkrasında, “görüşâ€ sözcüğünün kullanılmasını, birinci fıkradaki nihai kararda ve son fıkradaki geçici tedbirden ayırmak amacına dayandığını düşÃ¼nmekteyiz. “Görüşâ€, yaptırımı olmayan, uymak zorunda bulunulmayan bir yol göstermektedir. Hükmü bu şekilde anlamak yorum kurallarına da uygundur. 





    Bu şekliyle, bildirilen görüşe uyulmama halinde herhangi bir yaptırım öngörülmemiştir. Ceza hükmü öngörülmemiş bir düzenlemenin, bağlayıcı olması da söz konusu olamaz. 





    17 maddenin (a) fıkrası, 9. maddedeki ihlale son verilmesine ilişkin karar ile, diğer tedbirlere ilişkin kararlara uyulmamasına cezalandırmış, fakat yazılı görüş için herhangi bir ceza öngörmemiştir.[7] 





    Ayrıca, kanun koyucu görüş bildirmeyi, diğer konulardan farklı kabul ettiği için olsa gerek, 55. madde de, yargı yoluna gidilebilecek kararlar içinde de yer vermemiş, görüşlere karşı Danıştay’a gitme yolunu kapatmıştır. 





    Bildirilen görüşe uymamanın, hiçbir etkisi söz konusu olmayacak mıdır bu sorunun cevabını, sistemin bütünlüğü içinde bulmak mümkündür. Yazılı görüşe uymayan teşebbüs, ihlale devam ediyor demektir ve hakkında soruşturma kararı verilmesi gerekecektir. Hatta, yazılı görüşe uysa bile, uyduğu tarihe kadar gerçekleşen ihlal, önemli ölçüde ise, bunun cezalandırılması için de soruşturma açılması mümkündür. Bu soruşturma sonucunda 16/2 ye göre ceza verilmesi söz konusu olduğunda, 16/4 gereğince takdir hakkına etki yapan bir unsur olacaktır. Diğer bir deyişle, görüşe uymuşsa, kusuru hafif, uymamışsı kusuru ağır kabul edilebilecektir. Hatta, uymaması kastın varlığını dahi gösterebilecektir. Bu şekilde de, yazılı görüşÃ¼n sistem içinde etkisi sağlanmış olacaktır.


    Diğer bir değerlendirmeyi de, 16. maddenin son fıkrası açısından yapmak mümkündür. Buna göre, Kurula süresi içinde bildirilmiş bir anlaşma veya kararda ihlal tespit edilebilir. Bu ihlalin sona erdirilmesi 9/3 gereğince istenmesine rağmen yerine getirilmişse, o zaman bu ihlalin “açık ihlal” olduğu sonucuna hemen ve kolayca varılarak, gerekli işlem yapılabilecektir.



    III Sonuç


    Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 9. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen, ihlale son verilmesi için Kurul’un görüş bildirmesi ile ilgili hüküm, kanaatimizce, rekabeti koruma adına getirilen en isabetli düzenlemelerden biridir. Bu hükümle, ihlal ihtimali de olsa, ihlal kesine yakın ölçüde görülse de, önlenmesi mümkün olabilecektir. Rekabetçi ortamın işlemesi için de, rekabet ihlallerinin, cezalandırılmasından da önce sona erdirilmesi zorunludur.



    Amacı açık olan bu hükmün uygulanacağı dönemin ise soruşturma açılmasına karar verilinceye kadar geçecek süre olduğu sonucuna varılmaktadır. bu süre, işin başındaki, ihbar veya resen incelemenin başlangıç süresidir.

    Görüş bildirme, tedbir kararı olmadığı için özel cezai yaptırımı yoktur. Uymak istemeyen, soruşturma sonucundaki karara katlanmak şartıyla, görüşe karşı olan uygulamalarını sürdürebilecektir. 



    Görüş bildirmek gerektiğinde, ihlale son verilmesi için bir süre belirlenmesine de, sistemin bir gereği olarak görmekteyiz. Çünkü, bu süre içinde ihlale son verildiği taktirde belki de soruşturmaya gidilmeyecek veya uyulmazsa, soruşturmaya devam olunacaktır.


    İhlalleri önlemek için büyük önem taşıdığına inandığımız bu fıkranın, uygulanmasındaki gelişmeler, hiç şÃ¼phe yok ki, Rekabet Hukuku açısından önem taşıyacak ve sisteme de görünür katkılar sağlayacaktır.