• Rekabet Hukuku / Yayınlarımız

  • Prof.Dr Arif ESİN'in sunumu ile 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun

    • Sayfa : 1/5
      123...5>

    Küreselleşen Dünya ekonomisinde ticaretin gerek iç piyasada gerekse dış piyasalarda eksik rekabetten uzak ve rekabetin tesis edildiği bir ortamda gerçekleşmesi gerekmektedir. Ulusal rekabet kanunları iç piyasa düzenlerini rekabeti kısıtlayıcı unsurlardan temizleyerek uluslararası ticarette rekabetin gelişimine katkı sağlamaktadır. Türkiye de parlementer demokrasiyi ve serbest piyasa ekonomisini benimsemiş modern Dünya’nın üyesi bir ülke olarak, ekonomisini geliştirecek ve Dünya ile bütünleştirecek bir kanunu milli mevzuatına adapte etmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 177. Maddesi’nin birinci fıkrası hükmü ile Devletin piyasalarda fiili ya da anlaşmalar sonucu ortaya çıkabilecek tekelleşmeyi önleyeceği öngörülmektedir.


    Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde ise Rekabet Hukuku konumu itibariyle Türkiye Cumhuriyeti, AET - Türkiye arasındaki Ankara Anlaşması (1963) ve Katma Protokol (1971) ile Kurucu Roma Antlaşması’nın 85, 86 ve 90. maddelerine uyumlu bir rekabet kanununu yürürlüğe almayı taahhüt etmiştir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti, 6 Mart 1995 tarihli ve 1/95 sayılı 36. Dönem Ortaklık Konseyi Kararı’nın 32, 33 ve 39 maddeleri ile ikincil rekabet mevzuatını kabul etmiştir. Böylelikle AB içtihat hukuku ve muafiyet rejimi Türkiye’de geçerli kılınmıştır.


    AB ile Türkiye arasında rekabet mevzuatının uyumlaştırılmasının temel amaçlarının; Türkiye’nin AB’ne tam üyelik yolunda mevzuat uyumunun sağlanması ve malların serbest dolaşımı hedefine yönelik olarak Ortak Pazar’daki mevzuat ortamının Türkiye’de de tesisi, AB ve Türkiye’nin uyguladıkları antidamping uygulamalarının durdurulması, Türkiye’nin rekabetçi özellik kazanmasıyla sanayi verimliliğinin arttırılması olduğu düşÃ¼nülmektedir.


    Avrupa Birliği Rekabet Hukuku’na uyum kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u 13 Aralık 1994 tarihinde yürürlüğe koymuştur.


    4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde Rekabet Kurulu, Kanun’un yürürlüğe girmesinden 27 ay sonra, 1997 yılının Mart ayında faaliyete geçmiştir.


    Rekabet Kurulu hızlı bir yapılanma ile Rekabet Kurumu’nu oluşturmuş, uzman personel yapılanmasını sağlamış ve 5 Kasım 1997 itibarıyla etkin olarak faaliyete başlamıştır.


    4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun bazı temel yasaklar getirmektedir. Rekabet Kanunu -kamu teşebbüsleri dahil olmak üzere- mal ve hizmet piyasalarındaki tüm üreticilere ve tüm yeniden satıcılara,


    • Rekabeti engelleyici, bozucu, kısıtlayıcı etkisi olan teşebbüsler arasındaki anlaşmaları, kararları ve uyumlu eylemleri,


    • Hakim durumun kötüye kullanılmasını,


    • Hakim durum yaratan ya da mevcut hakim durumu güçlendiren ve rekabeti sınırlandıran birleşme ve devralmaları yasaklamaktadır.




    Rekabet Kanunu çerçevesinde üç temel yasak alanı bulunmaktadır:


    Birinci yasak alanı, rekabeti engelleyici, bozucu, kısıtlayıcı etkisi olan teşebbüsler arasındaki anlaşmalar kararlar ve uyumlu eylemleri kapsamaktadır. Bunlar özellikle;


    • Alım ya da satım fiyatı ile her türlü alım ya da satım şartının tespit edilmesi,


    • Piyasaların ya da piyasa kaynaklarının bölüşÃ¼lmesi ya da kontrolü,


    • Arz ya da talep miktarının kontrol edilmesi,


    • Rakiplerin faaliyetlerinin zorlaştırılması ya da piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,


    • Eşit şartlardaki alıcılara ayrımcı uygulamalar yapılması,


    • Şartlı satış yapılması, olarak tanımlanmaktadır.


    İkinci yasak alanı, mal ya da hizmet piyasalarının bir bölümünde ya da tamamında hakim durumun kötüye kullanılmasıdır Bu haller özellikle;


    • Faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine engel olma,


    • Eşit şartlardaki alıcılara ayırımcı uygulamalar yapma,


    • Şartlı satış yapma,


    • Finansal, teknolojik ve ticari avantajlar ile başka bir alanda rekabeti bozma,


    • Üretimi, pazarlamayı ya da teknik gelişmeyi kısıtlama, olarak tanımlanmaktadır.


    Üçüncü yasak alan ise, piyasaların tamamında veya bir bölümünde rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde, hakim durum yaratan ya da mevcut hakim durumu güçlendiren Birleşmeler ve Devralmaların hukuka aykırı kabul edilmesi üzerinedir. Buna göre: İki ya da daha çok sayıda bağımsız teşebbüsün toplam pazar paylarının % 25’i geçmesi ya da toplam cirolarının 25 trilyon lirayı aşması halinde birleşmelerinin veya devralmalarının bildirimi zorunludur. (Tebliğ No: 1997/1). Bu tür birleşmeler ve devralmalar rekabeti sınırladığı ve hakim durum yarattığı ölçüde yasaktır.


    Öte yandan Rekabet Kanunu çerçevesinde bir muafiyet rejimi yeralmaktadır. 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, birinci temel yasak alanı olarak tanımlanan, teşebbüsler arasında rekabeti kısıtlayıcı nitelikteki anlaşma karar ve uyumlu eylemlere; grup muafiyetleri ya da bireysel muafiyetler ile tüketici yararına olması kaydıyla ve süreleri ile şartları sınırlı olarak üretimde ve dağıtımda ekonomik ve teknolojik iyileşmeyi hedefleyerek, muafiyetin geri alınması hakkını saklı tutarak, muafiyet tanınmaktadır.


    Grup muafiyeti tebliğleri ile kısıtlanmasına müsade edilen sınırları aşmayan unsurları içeren anlaşmalar Kanun’un 4. maddesi ile getirilen yasaklardan doğrudan muaf tutulmaktadır. Grup Muafiyeti Tebliğleri kapsamında faaliyet gösteren işletmelerin bireysel muafiyet talebiyle Rekabet Kurulu’na başvurması gerekmemektedir. Ancak bazı özel durumlar için bu hak daima saklı tutulmaktadır.


    Ayrıca rekabeti kısıtlayıcı unsurları grup muafiyeti tüzüklerinde belirtilen sınırları aşan anlaşmalara ya da karar ve uyumlu eylemlere anlaşmanın etkisiyle tüketici yararına olarak üretimde/dağıtımda ekonomik ve teknolojik iyileşmeyi sağlayan/sağlayacak etkileri oluşturması kaydıyla; Bireysel Muafiyet tespiti talep edilebilir (Tebliğ No: 1997/2). Ancak hakim durumun kötüye kullanılması yasağına ilişkin bir muafiyet edinilemez.


    4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki bütünleşme sürecinde, Kanun’un Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında yürürlükte bulunan Gümrük Birliği’nin getirdiği mevzuat uyum paketinin en önemli unsurlarından biri olduğu görülmektedir.


    Gümrük Birliği, Türkiye ile Topluluk arasında serbest ticaretin, her türlü gümrük vergisi, eş etkili uygulamalar, miktar kısıtlamalarının kaldırılması, Ortak Gümrük Tarifesine (OGT) uyum ve mevzuat yakınlaştırması ile geliştirilmesini öngörmektedir.


    Mevzuat yakınlaştırmasının önemli unsunlarının başında Türkiye’nin Topluluğun Kurucu Antlaşması’nın Rekabet Hukuku’na ilişkin 85, 86 ve 90. maddelerinde vazedilen esaslara uygun bir Rekabet Kanunu’nu uygulamaya almasıdır.


    Bu açıdan bakıldığında, Birliğin Rekabet Politikasının oluşumunun otuz yılı aşkın bir zaman sürecinde gerçekleştiği ve Türkiye’nin Birlik deneyimini kendi milli mevzuatına Gümrük Birliği ile aktardığı görülmektedir.


    Bu bağlamda, 13 Aralık 1994 yılında yasalaşan 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Türkiye’nin uluslararası taahhütleri doğrultusunda yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Rekabet Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından uzun bir süre Rekabet Kurulu’nun kurulmasındaki geçikmeden ötürü yasayı uygulamaya sokamamıştır. Kurul’un 97 Mart’ında kurulması ve Rekabet Kurumu’nun 5 Kasım 1997 tarihinde oluşturulması ile Türkiye, iç piyasa düzenlemelerinde modern ve rekabetçi bir piyasanın oluşması için gerekli yasal mevzuata kavuşmuştur.


    4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un Türk ekonomisini uluslararası boyutta da rekabet üstünlüğüne taşıyacağı kuşkusuzdur. Ayrıca yasanın AB-Türkiye ticari ilişkilerinde pazarların bütünleşmesi sürecini hızlandıracağı öngörülmektedir. Özellikle Topluluğun Türkiye’ye karşı zaman zaman yürüttüğü anti-damping uygulamalarının Kanun’un etkin uygulanması ardından kaldırılması sözkonusu olabilecektir.


    4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un etkin işleyişinin Türkiye’de makro dengelerin kurulması açısından büyük önem taşıdığı tartışılmaz olgular arasındadır. Bu nedenle yasanın özel kesim tarafından bilinmesinde ve büyük bir ciddiyet ile uygulanmasında sayısız faydalar mevcut olduğu gibi, Rekabet Kurumu’nun da tarafsız, ilkeli ve teşebbüsleri koruyucu nitelikteki kararların hasıl olmasını sağlayacak biçimde çalışması büyük önem arzetmektedir.


    Prof.Dr. Arif ESİN





      Sayfa : 1/5
      123...5>