• Rekabet Hukuku / Rekabet Bülteni

  • Sayı : 11 / Yıl : 2004

  • Rekabet Bülteni

  • Otomotiv Sektöründe Yeni Rekabet Kuralları ve Türkiye
    Tuncay Özilhan
    TÜSİAD Eski Başkanı


    TÜSİAD, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne entegrasyon sürecinde uyum çalışmalarına büyük önem vermekte, bünyesinde kurulmuş olan çeşitli Çalışma Grupları vasıtasıyla özellikle Türk mevzuatının Avrupa Birliği müktesebatı (Acquis Communautaire) ile uyumlaştırılması yönündeki gelişmeleri de yakından takip etmektedir. Bu nedenle motorlu araçlar sektöründe mevzuat uyumu da Türkiye'nin ulusal program çerçevesinde Avrupa Birliğine verdiği taahhütlerin zamanında yerine getirilmesi açısından TÜSİAD nezdinde önem verilen bir gündem maddesini oluşturmaktadır. TÜSİAD, bünyesinde kurulan Rekabet Çalışma Grubu aracılığı ile, bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve ülkemiz rekabet mevzuatının uluslararası uygulamalara paralel bir şekilde gelişmesi ve etkin bir şekilde uygulanması için faaliyetlerde bulunmaktadır. Güçlü bir ekonomi için sağlıklı işleyen rekabet düzeninin gerekliliği hepimizin malumudur. Rekabet Hukuku bu düzeni kurmak ve korumak için piyasalardaki rekabet şartlarını bozan uygulamaları yasaklamakta ve etkin rekabeti sağlayacak kurallar koymaktadır.

    Türkiye, 4054 sayılı Yasa ile düzenlenen birincil rekabet kurallarını ortaklık hukuku gereği olarak AB'nin Kurucu Antlaşmasından almıştır. Grup Muafiyeti Tebliğleri ile düzenlenen ikincil rekabet kuralları ise, AB Komisyonunun tüzüklerinden kaynaklanmaktadır. Otomotiv sektöründe bayilik-servis ve yedek parça ticaretine ilişkin anlaşmaların tabi olduğu 1998/3 sayılı Grup Muafiyeti Tebliği bu çerçevede yürürlük kazanmıştır. Otomotiv ürünlerine yönelik özel kurallar, hem farklı markalar hem de aynı markalı ürünler arasında etkin bir rekabetin oluşması için, hizmet sunan kuruluşların aralarındaki rekabeti hedeflemektedir. Böylelikle, güvenlik önceliği korunarak dağıtım ve bakım hizmetlerinde yatırım ve işletim giderlerinde optimizasyona gidilmesi amaçlanmaktadır, Otomotiv ürünlerine ilişkin ikincil mevzuat ile artırılacak rekabet sonucunda elde edilmesi hedeflenen kaynağın, küresel rekabet şartlarında başarılı olmak için model geliştirme ve araç fiyatlarında iyileşmeye neden olacağı beklenmektedir.

    Muafiyet sistemini kuran ikincil mevzuat mutlak nitelikli değildir ve piyasalardaki gelişmeler karşısında muafiyetin şekli ve kapsamı değiştirilmektedir. Türkiye Gümrük Birliğini kuran Ortaklık Konseyi kararı gereği olarak AB'nin ikincil mevzuatında yapılacak değişiklikleri de benimsemeyi taahhüt etmiş bulunmaktadır. 1995 yılında Avrupa Birliği Komisyonu tarafından motorlu taşıtlar dağıtım ve servis anlaşmalarına yönelik olarak yürürlüğe konan ve Türkiye'de 1998/3 sayılı Rekabet Kurumu Tebliği'ne temel teşkil eden 1475/95 sayılı Blok Muafiyet Tüzüğü, 2002 yılı Eylül ayında yürürlüğe giren 1400/2002 sayılı tüzük ile yenilenmiştir. Komisyon tarafından hazırlanan değerlendirme raporunda eski Tüzüğün motorlu taşıtlar sektörünü daha rekabetçi bir yapıya kavuşturmak yolunda, gerek motorlu taşıtların satışı gerekse servis hizmetleri ve yedek parça satışına yönelik getirilen düzenlemelerin yetersiz kaldığı ifade edilmiştir. Söz konusu rapor dikkate alınarak hazırlanan 1400/2002 sayılı Tüzük, öncelikle terminolojide deli gömleği etkisi olarak nitelendirilen ve bütün dağıtım ağlarının aynı kalıpla düzenlenmesi etkisini yaratan eski sistemi ortadan kaldırmış, bu yeni düzenleme ile yenilikçi dağıtım sistemlerine imkan tanıyan daha esnek bir sistem getirilmiştir. Yeni Tüzüğün getirdiği sistemde 1475/95 sayılı tüzükte benimsenen satış ve satış sonrası hizmetlerin birlikteliği zorunluluğundan vazgeçilmiş, yalnızca araç satışı veya servise yönelik olarak imzalanan anlaşmaların da muafiyetten yararlanabilmesi mümkün kılınmıştır. Bu durumda, Türkiye'nin Ulusal Program çerçevesinde kabul ettiği yükümlülükler uyarınca 1998/3 sayılı düzenlemeyi yürürlükten kaldırması ve yerine Yeni Grup Muafiyeti'nde benimsenen ilkelere göre hazırlanacak bir Grup Muafiyeti Tebliği'ni yürürlüğe sokması zorunludur. Halihazırda, Rekabet Kurumu, Türk mevzuatının sözkonusu Tüzük ile uyumlaştırılması için çalışmalarını sürdürmektedir. Ancak uyumlulaştırma gerekliliğini yalnızca ortaklık hukuku kurallarından kaynaklanan hukuki bir yükümlülük olarak algılamamak gerekmektedir. Zira Türkiye, dış ticaret kısıtlamalarının kalkmasıyla serbestleşen küresel otomotiv endüstrisinin önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla, Türkiye'nin dünya pazarlarında başarılı olması, gelişmiş ülkelerin iç pazarlarındaki rekabet düzeninin Türkiye'de de yaratılması ve uygulanmasına bağlıdır. Türkiye'deki uygulama ve sorunlar ile birleştirerek değerlendirildiğinde, AB'deki eski düzenlemeye yönelik eleştiriler: 1. Rekabet Kurulu'nun 1998 yılında yürürlüğe soktuğu düzenleme, ana firma -bayi-servis işletmesi- yedek parça üreticisi arasında çeşitli sözleşmelerle oluşturulan ticaret düzenini esneklikten uzak olarak bir şablon halindeki kurallara tabi tuttuğu, 2. Söz konusu düzenlemenin servis, yedek parça ve dağıtımla ilgili birbirinden farklı fonksiyonu olan sözleşmelere ayrı ayrı uygulanamamasından kaynaklanan ve bu üç işlevin aynı sözleşme ile kurulma zorunluluğu doğurmasından dolayı belirli teşebbüslerin dağıtım veya servis hizmetlerinde ihtisaslaşmasını engellediği şeklinde özetlenebilmektedir. Mevcut düzenleme ana firmaların bayileri üzerinde hem münhasırlık doğuran bölge sınırlaması getirmelerine olanak tanımakta, hem de seçici (selektif) kriterler uyarınca belirli kapasite ve niteliklere sahip olunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum ise birbirinden farklı ticari özellikleri bulunan ayrı ayrı bölgelerde dağıtım ve servis ağlarının esnek biçimde yapılanmalarını zorlaştırmaktadır.

    Bu kurallara göre kurulan plazaların rakip markalar için satış ve servis hizmeti verememesinin AB'de kaynakların etkin kullanımını engellediği ileri sürülmüştür. AB'de gerçekleştirilen rekabet soruşturmaları sonucunda sözkonusu uygulamanın bölgeler arası ticaret önünde engel teşkil ettiği ve ayrımcı uygulamalar ile rekabeti kısıtlayıcı etkisinin olduğu saptanmıştır. Yardımcı sanayi işletmelerinin ürettikleri eşdeğer parçaları yetkili satıcılara doğrudan satmalarının engellenmesi şeklindeki rekabet sınırlamasının ise yedek parça üreticileri açısından sermaye birikimi, ihtisaslaşma ve ölçek büyütme hedefini olumsuz yönde etkilediği düşÃ¼nülmektedir. Bilindiği üzere, Türkiye'de ithal ikamesi amacı ile 1960'lı yıllarda kurulmaya başlanan otomotiv sanayi, başlangıçta tarım ve taşımacılık sektörlerinin ihtiyaçlarına dönük olarak traktör ve yük taşıyan ticari araçların üretimini gerçekleştirmiştir. 1970'li yıllarda ise otomobil üretimi için küçük ölçekli yatırımlar başlamıştır. 1970-2000 yılları arasında otomotiv sektöründe üretim/talep değişimi büyük iniş ve çıkışlar göstermiştir. Motorlu taşıt araçları pazarındaki talep, ekonomik ve sosyal yaşamdaki istikrarsızlıklardan büyük ölçüde etkilenmiştir. Bununla birlikte, sektöre yönelik belirli bir gelişim stratejisinin bulunmayışı da sektörü olumsuz yönde etkilemiştir. Yeni düzenleme ile güdülen amaç, motorlu taşıtlar sektöründe, hem dağıtım sistemi içerisindeki oyuncular arasındaki rekabeti daha da arttırmak, hem de sistem dışındaki çeşitli teşebbüsleri (bağımsız satıcı ve tamirciler, yedek parça üreticileri gibi) rekabete dahil ederek sektörü daha da rekabetçi yapıya kavuşturmaktır.

    Bir diğer önemli hedefin ise, artan rekabetin tüketiciye etkin dağıtım sistemleri ve düşÃ¼k fiyatlarla olabildiğince fazla yansıtılmasını sağlamak olduğu görülmektedir. Türk motorlu araçlar sektörünün global rekabet şartları içerisinde dünya standartlarını yakalaması çok elzemdir. Günümüzde global ticarette hakim olan eğilim çok markalılık yönündedir. Aslında Rekabet Kurumu tarafından Türkiye'de gerçekleştirilen bir anketin sonuçları oransal olarak, teşebbüs bazında çok markalılığın yetkili satıcıların %9'undan başlayıp %61'ine kadar ulaştığını göstermektedir. Dolayısıyla, Türk motorlu araçlar sektörü zaten kendi dinamikleri içerisinde global rekabeti yakalayabilmek için bu yönde hareket etmeye başlamıştır.Sektörün önünün daha da açılması için otomobil üreticisi ve ithalatçılarının dağıtım sistemlerini etkin bir şekilde kurmalarına imkan veren ve böylelikle daha rekabetçi bir yapıyı mümkün kılan bu yeni düzenlemenin Türkiye'de de hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yeni düzenlemenin mümkün olan en kısa sürede Türkiye'de de yürürlüğe girmesi hem ülkemizdeki motorlu araçlar sektörünün, hem tüketicilerin, hem de Türkiye'nin menfaatine olacaktır. Bu gerçekten hareketle, TÜSİAD, gerek ilgili kanunlar gerekse tebliğlerin ve uygulamaya yönelik diğer düzenlemelerin çıkarılması kadar hayata geçirilmesine de büyük önem vermekte ve konuyu ciddiyetle takip etmektedir.